• Topluluk platformuna hoşgeldin, Formumuzda tüm içeriklerden faydalanabilirsin.
    Bunun için lütfen
    «Yardım» sayfamıza bakabilirsin.
    Herhangi bir sorun veya desteğe ihtiyacın olursa hiç çekinmeden «Destek» al !

Tartışma

EDEBİYAT, KÜLTÜR, SANAT VE FELSEFE

Hakkında

Oluşturuldu
Kurucu
malialdemir
Gizlilik
Genel
Manuel kullanıcı onayı
Hayır
Kullanıcılar
1
Tartışmalar
1
Mesajlar
1
Görüntüleme
1
Dil
Türkçe

malialdemir

Tanınmış üye
Yönetici
Grup sahibi
Mesajlar
143
DM Başlatma
3
Çözümler
1
Tepkime puanı
30
Puanları
28
Konum
Tavşanlı, Kütahya
Web sitesi
malialdemir.com
MEZUNIYET TÖRENİNDE NEDEN KIRMIZI BAYAN ELBİSESİ GİYİNDİ ??
YÜREK DAĞLAYAN GERÇEK HAYAT HİKAYESİ


Oğlum Bütün Salon Kıkırdarken Mezuniyet Sahnesinde Parlak Kırmızı Bir Elbiseyle Yürüdü — Bunu Benim İçin Yaptı. Ve Ben Yapmaması İçin Ona Yalvarmıştım
Fısıltılar daha okul müdürünün yanına varmadan başladı. Ardından kıkırdamalar.
Arkadaki biri sesini alçaltma gereği bile duymadı: "Bu adamın nesi var böyle?"
Arda istifini bile bozmadı.
Müdürün elini sıktı, diplomasını aldı ve kendisine gülen altı yüz kişilik salona doğru döndü.
Ben üçüncü sıradaydım. Onu NEDEN giydiğini bilen tek kişi bendim.
Planını bana iki hafta önce, mutfakta, gecenin ikisinde anlatmıştı — ikimiz de pek uyuyamıyorduk.
Bunu yapmaması için ona yalvarmıştım.
"Seni canlı canlı yerler," dedim.
"Biliyorum anne," dedi. "Önemli değil."
Okul o sabah beni aramış, ona "daha uygun bir seçenek" sunmuştu.
Babası gelmeyi tamamen reddetti. En yakın arkadaşı mesajlarına cevap vermeyi kesti.
O yine de giydi.
Ve şimdi altı yüz kişi fısıldaşırken o, sahne merdivenlerinden aşağı iniyordu — sınıf arkadaşlarına doğru değil, fotoğrafçılara doğru değil, o kırmızı elbiseyle doğrudan koridordan bana doğru geliyordu.
Koltuğumun önünde durdu.
"Bu SENİN İÇİN," dedi sakince. "İkiniz için de."
Elbisenin cebine uzandı ve küçük, dümdüz bastırılmış ve dikkatlice mendile sarılmış bir şey çıkardı.
ONU GÖRDÜĞÜM AN, kalabalığı duymayı bıraktım.
Ve yanımdaki anneler sırası — daha az önce kıkırdayan aynı kişiler — ben koltuğumda kendimden geçip çökerken teker teker tamamen sessizliğe büründü.
Mezuniyetten iki hafta önce oğlum Arda, arkadaşlarını, babasının desteğini ve yüzlerce insan önünde onurunu kaybetmesine neden olabilecek bir şey yapacağını söyledi. Ona yalvardım, yapmaması için dil döktüm. Sadece yüzüme baktı ve “Anne, bunu yapmak zorundayım,” dedi. Tören günü fısıltılar daha Arda kürsüye varmadan başladı. Arkamda oturanlar “Bu çocuğun nesi var?” diyerek kıkırdıyorlardı. Arda ise hiç istifini bozmadı. Üzerindeki kırmızı elbise, her adımında hafifçe sallanıyor, sahne ışıkları altında olması gerekenden çok daha dikkat çekici parlıyordu. Tam da korktuğum gibi. İki hafta önce mutfakta otururken, Merve’nin giyemediği o kırmızı elbiseyi elinde tuttuğunu gördüğümde dünya başıma yıkılmıştı. Merve, ikiz kardeşiydi. Hastalık onları ayırana kadar birbirlerinden hiç ayrılmamışlardı. Merve, mezuniyetinde bu elbiseyi giymenin hayalini kurmuş, hastanedeyken bile o elbiseyi almamız için bana yalvarmıştı. Onu kaybettikten sonra Arda sessizliğe gömüldü, babası Doğan ise öfkesine esir oldu. Doğan, “O elbiseyi giyip kendinizi rezil etmeyin, o törene gelmem,” dediğinde Arda sadece, “Gelme o zaman,” demişti. Okul yönetimi bile tören sabahı arayıp elbiseyi giymemesi için onu ikna etmeye çalıştı. Arda, “Teşekkürler ama o elbiseyi giyeceğim,” diyerek telefonu kapattı. Tören salonunda yüzlerce kişi ona bakıp gülüyor, bazıları videolarını çekiyordu. Arda’nın omuzları gergindi, çenesi sıkılıydı. Her fısıltıyı duyuyordu. Ama ben üçüncü sırada, onun bu elbiseyi neden giydiğini bilen tek kişi olarak oturuyordum. Arda sahneye çıktı, diplomasını aldı ve kalabalığın arasından doğrudan bana doğru yürümeye başladı. Salon gürültüyle doluydu. Biri dalga geçerek, “Ciddi mi bu?” dedi. Arda durmadı. Üçüncü sıraya, tam önüme geldi. O gün ilk kez gözlerindeki o sarsılmaz ifade çatladı, gözleri doldu. Cebinden dikkatlice kağıt mendile sarılmış küçük bir şey çıkardı. Salonun gülüşmeleri sürerken o, mendili açtı. İçinde ne olduğunu gördüğüm an, koca salon gözümün önünden silindi. Bu, Merve’nin hastane bahçesinden kopardığı, kurutulmuş sarı bir papatyaydı. (Arda’nın elindeki o kurumuş papatya ve Merve’nin bıraktığı o sarsıcı mektubun tamamı.
Bu senin için anne,” dedi Arda titreyen bir sesle. “İkinizin için.” Arda, Merve’nin ölümünden üç gün önce ona verdiği notu da çıkardı. Merve, mezuniyetine yetişemeyeceğini bildiği için, bu kırmızı elbisenin bir dolapta unutulup gitmesini istememişti. “Ben oraya gidemezsem, sen beni temsil et. Herkesin, ikimizin de mezun olduğunu görmesini istiyorum,” demişti. Arda mektubu okurken, salonu kaplayan o alaycı sessizlik yerini ağır bir hüzne bıraktı. O ana kadar Arda’yı alay konusu yapan, videolarını çeken, gülüşen o gençler; şimdi telefonlarını indirmiş, gözleri dolarak dinliyorlardı. Arkadaşı Burak, arka duvara yaslanmış, yüzü bembeyaz olmuştu. Yaptığı hatayı anlamıştı. Müdür Hanım sahneden indi, yanımıza geldi ve “Sabah sizi engellemeye çalıştığım için özür dilerim,” dedi. O an, tüm salonun önünde Arda, “Kız kardeşim Merve bugün benimle mezun olacaktı. O, bu elbiseyi giymeyi hayal ediyordu. Onu unutmamamız için buradayım,” dediğinde, kimse nefes almaya cesaret edemiyordu. Dev ekrana Merve’nin fotoğrafı yansıtıldığında, salon alkış tufanına tutuldu. Artık kimse kırmızı elbiseye, Arda’nın giyim tarzına bakmıyordu. Herkes, sevdiği kardeşini onurlandırmak için toplumun yargılarına meydan okuyan o cesur kalbi görüyordu. Törenin ardından eve döndüğümüzde, uzaktan izleyen babası Doğan’dan bir mesaj geldi: “Orada olmalıydım.” Arda mesaja cevap vermedi. O akşam, Merve’nin papatyasını ve mezuniyet fotoğrafını bir çerçeveye yerleştirdik. Arda, o gün dünyayı karşısına alarak sadece bir elbise giymedi; bir sevginin, bir sözün ve bir kardeşlik bağının, tüm önyargılardan daha güçlü olduğunu dünyaya kanıtladı. Hayat bazen bize en ağır yükleri verir, ama o yükü taşırken sergilediğimiz duruş, bizi gerçek biz yapar. Arda, o gün sadece mezun olmadı; aynı zamanda bir kahraman olarak büyüdüğünü hepimize gösterdi. Peki ya siz? Sevdiklerinizi onurlandırmak için başkalarının yargılarını göze alabilir miydiniz? Gerçek sevgi, utançtan daha güçlü değil midir?

1000468410.jpg
 
Geri
Üst